Eğiticinin Değeri ve Görünmeyen Emek
MESLEKİ EĞİTİCİLER FEDERASYONU

HÜSEYİN YETİŞ
yetis.huseyin@gmail.com - 0 (545) 3649543
Bir ülkenin kalkınması sadece yollarla, binalarla ya da büyük projelerle ölçülmez. Asıl kalkınma; insan yetiştirmekle, bilgi üretmekle ve meslek kazandırmakla olur. İşte tam bu noktada yıllardır sessizce görev yapan ama çoğu zaman görmezden gelinen bir kesim var: Halk Eğitim Merkezlerinde çalışan usta öğreticiler ve Gençlik ve Spor İl Müdürlüklerinde görev bekleyen eğiticiler ile antrenörler.
Meslek Eğitimciler Federasyonu’nun yaptığı açıklama aslında uzun süredir bilinen ama yeterince konuşulmayan bir gerçeği yeniden gündeme taşıyor. Aynı sınıfta, aynı dersi veren üç farklı öğretici düşünün; biri kadrolu, biri ücretli, diğeri ise usta öğretici. Yaptıkları iş aynı ama aldıkları ücret ve sahip oldukları haklar bambaşka. Bu tablo yalnızca ekonomik bir eşitsizlik değil, aynı zamanda moral ve motivasyon kırıcı bir adaletsizliktir. “Eşit işe eşit ücret” ilkesi kâğıt üzerinde kalmamalı, sahada da hissedilmelidir.
Usta öğreticilerin en büyük sorunu sadece maaş değil. Sosyal güvence eksikliği, yetersiz SGK prim günleri, kurs açılmadığında kesilen sağlık hizmetleri ve biriken GSS borçları… Bunlar bir eğitimcinin hayatında olmaması gereken kaygılar. Eğitimin kalitesinden söz ederken, eğitmeni geçim derdiyle baş başa bırakmak ciddi bir çelişkidir. Yılın büyük bölümünde fiilen çalıştırılmayan bir insanın, buna rağmen ayakta kalmasının beklenmesi vicdani de değildir gerçekçi de.
Sorunun bir diğer boyutu ise EYS sözleşmeli antrenörler. Yaklaşık 17 aydır göreve başlatılmayı bekleyen, sporun içinde yetişmiş, gençlere örnek olacak bu insanların işsiz kalması sadece bireysel bir mağduriyet değil; aynı zamanda sporun ve gençliğin kaybıdır. Spor tesisleri olabilir, sahalar yapılabilir, ancak o sahayı anlamlı kılan antrenördür. Antrenör yoksa tesis sadece betondan ibaret kalır.
Özellikle karate ve wushu gibi branşlarda görev yapan usta öğretici antrenörlerin uzun süredir iş bulamaması, yerel spor faaliyetlerinin zayıflamasına yol açıyor. Bu durum yalnızca eğitmenleri değil, spora yönelmek isteyen çocukları ve aileleri de etkiliyor. Bir çocuğun hayatını değiştirecek olan şey bazen bir antrenörün kurduğu tek bir cümledir. O cümleyi kuracak insanı sistem dışına itmek, geleceğe yapılan en büyük haksızlıklardan biridir.
Federasyonun dile getirdiği şeffaflık talebi ise en az ekonomik talepler kadar önemlidir. Başvuru yapan eğiticilerin puan sıralamalarının açık biçimde yayımlanması, dedikoduları ve güvensizliği ortadan kaldırır. Şeffaflık sadece adalet sağlamakla kalmaz, aynı zamanda kuruma olan güveni de büyütür. İnsanlar kaybettiklerinde bile adil bir yarışta kaybettiklerini bilmek ister.
Unutulmamalıdır ki eğitimci ve antrenör sadece ders anlatan ya da spor yaptıran kişi değildir. O, bir rol modeldir, bir yol göstericidir, kimi zaman bir psikolog, kimi zaman bir ağabey ya da abladır. Bu insanların statü belirsizliği içinde yaşaması, aslında toplumun geleceğinin belirsizliği anlamına gelir.
Bugün mesele yalnızca bir meslek grubunun sorunu değildir. Mesele, emeğin değeri, adaletin hissedilmesi ve kamunun kendi yetiştirdiği insanlara sahip çıkıp çıkmadığı meselesidir. Eğiticinin değeri anlaşılmadan eğitimin kalitesi artmaz; eğitimin kalitesi artmadan da güçlü bir toplum inşa edilemez. Bu yüzden atılacak her adım, sadece bugünü değil yarını da şekillendirecektir.